Ducati Monster’la Karadeniz Turu

2014 yılında hayalim Ducati Monster’la İstanbul’dan Artvin’e Karadeniz Turu yapmaktı. 

Yağmurda motosiklet sürmek konusunda çok antreman yapmıştım. Karadeniz rotasının ilk adımı olan Gideros’a kadar yolu tanıyordum. Lastiklerimi de değiştirmiştim. ( Dişli ve yumuşak hamurlu Pirelli MT 60 RS Corsa’yla hem tozlu zeminde hem de yağmurda daha başarılı bir yol tutuş mümkün)

karadeniz

Rota konusunda niyetim dönüş yolunda Doğu Anadolu’dan geçmekti, Kars’a, Ağrı’ya Erzurum Erzincan ve Sivas üzerinden dönmekti. 10 günlük rotayı bu kadar uzatmaktan korktum hem de tek başına bu kadarına kalkışmak ne kadar makul bilemedim.

Ducati Monster’ı kime sorsanız Motosiklet uzun yola uygun değil der, evet kolay değil ama önemli olan yola çıkma kararı.

Bağdat Caddesi’ndeki Ducati bayisinden  çıkardığım günkü heyecanı hala hatırlıyorum. Bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede 21 bin kilometre yapmıştım. Bu güven ve keyifle yola çıkmakta kararlıydım. 

Çantası yok evet sırt çantamı selenin artçı kısmına bağladım. Givi’nin ufak bir sırt çantasını da yoldaki ihtiyaçlarım sırtıma takmıştım. çoğunlukla yağmurluğa ve yedek eldivene rahat ulaşabilmek için mantıklı bir çözüm. 

Önce Gideros’ta Gündoğdu Pansiyon’un sahibi Nurcan Abla’yı aradım yer ayırttım, ardından Sinop’ta Antik Otel’i arayıp ayarladım. Trabzon’da yaşayan kuzenime ulaşıp O’ndan da olumlu yanıt alınca, Yol üzerinde bir kaç alternatif pansiyonu not edip yola çıktım. Gezilecek yollara odaklandım. Son nokta olarak Şavşat’ı belirledim.

Yola çıkmadan önceki gece çok zor uyudum muazzam heyecanlıyım. 

Harika desmodromic valf sesine Leo Vince akustik egzoz sesi eşlik edecekti. Karadeniz müzikleri listesini de müzik çalarıma eklemiştim.

Otoyol’dan Bolu’ya kadar sürüp Mengen- Devrek yoluna saptım. Bartın ve Amasra’yı geçtikten sonra Kurucaşile ile Cide arasındaki muhteşem Gideros koyu’na ulaştım. Daha önce de geldiğim ve geç vakte kaldığım için bu sefer temkinliydim. Güneşin batışına yetiştim. İnebolu’dan sonrası benim için yepyeni yollar demekti. Gideros’tan Sinop’a makul şartlarda bir gün ayırmak gerek.

Gideros’tan İnebolu’ya kadar sürekli dar virajlar ve bir tarafınız uçurum bir tarafınız dağ yamaçları sürekli yokuş ve inişlerle keyifli ancak bir o kadar da yorucu bir yol.

Daha sonra 2015 yılında Hypermotard ile Sinop’a giderken Abana ya da Çatalzeytin’den Devrekani’ye çıkan muazzam virajlı dağ yolları var, tavsiye edilir.

devrekani

Sinop’ta Hamsilos koyu, Erfelek şelaleri ve Ayancık’taki Akgöl bir sonraki Sinop turunda uğrayacağım yerlerden.

 

hamsilos.JPG
Hamsilos Koyu

 

Sinop’tan sonra Perşembe’de kalmayı düşünüyordum ancak baktım yol düz, akşamı Trabzon’da edeyim dedim. Ordu Bolaman’da deniz kenarında bir pide yemiştim, Tadı hala damağımda.

Sinop’tan çıkarken 3-5km ile yediğim radar cezası canımı sıksa da Bolaman Virajları tekrar keyfimin yerine gelmesini sağlamıştı. Fatsa ile Ordu arasını kısa yoldan gitmek yerine Bolaman-Perşembe arasındaki Virajları yapıp Yason Burnu’nda bir mola verdim.

Trabzon’a vardığımda Kuzenim Anıl ve eşi Murat’ın neşesiyle yorgunluğumu unuttum.

Karadeniz’e ilk defa gidince, insanın aklına en popüler yerler geliyor. İlk gün Uzungöl’ü ziyaret ettim, yolu bir hayli virajlı ve keyifli, ama Uzungöl’e ulaştığınızdaki manzara o kadar da iç açıcı değil. Manzara’ya hayran kalmamak elde değil ama fazlasıyla yapılaşmış. Her geçen gün Karadeniz ile ilgili gerek yaylaların kacak yapılaşmasına dair yazılar okudukca üzülüyorum. 

motosikletin de enduro kabiliyetleri kısıtlı olduğu için yaylalar için zorlamadım ama muazzam yaylalar var.

Eşyasız ve günübirlik yaptığım Uzungöl yolu hem dinlendirmiş hem de sportif sürüşle keyiflendirmişti. Akşam köfte ve hamsiköy sütlacı da cabası. Güzel Trabzon kahvaltılarından da eksik kalmadık elbette. Yalnız Trabzon motosiklet sürücüleri için bir hayli zor bir memleket, trafikte hep tetikte olmanız gerekiyor.

Ertesi gün Trabzon’dan Artvin’e doğru yola çıkmıştım. Yolda Villa Art Hotel diye bir yer buldum. Sürmene’de sahil yolunda yine ucu ucuna bir radar cezası daha yedim. Sahil yolundan gitmek yerine keşke 250cc bir cross motor olsa köy yollarından gitseydim keşke dedim. Hopa’dan Borçka’ya giderken Cankurtaran geçidi ve iklim bir anda değişti. Görkemli dağların arasından tırmandıkça, motosiklete binmenin keyfine daha da varıyorsunuz. Göğsünüzü rüzgara bırakıp, çalan müzik eşliğinde manzaranın içerisinde uçuyormuş gibi.

Artvin’e varmadan ilk durak Borçka Karagöl, yolu parke taşlarla döşeli olsa da ağaçların arasında çok keyifli bir yol, dikkatli ve yavaş gitmekte fayda var.

Kamp imkanları da var. Borçka Karagölde kesinlikle kamp yapılmalı, zaman zaman sisli mistik bir havası var, bir anda güneş çıkıp sisi dağıtabiliyor ve yeşilin binbir tonunu görebiliyorsunuz.

Borçka Karagöl’e kadar gitmişken Maçahel’i de göreyim diye sürdüm. Az vakit geçirsem de mıcır yolda bir hayli zorlansam da görevi başarıyla tamamlayıp, Artvin’e doğru yola koyuldum. Maçahel’de en az 2-3 gün geçirilmesi gereken muhteşem bir yer.

Borçka’dan Artvin’e giden yol muhteşem, baraj gölünün manzarası, virajlar, tuneller, asfalt kalitesi herseyiyle leziz. Kesinlikle Superbike ile yapmak isteyeceğim güzellikte bir yol.

Artvin’de şehrin merkezine ulaşmak için kaçtane firkete viraj döndüm bilmiyorum. Artık başım dönmeye başlamıştı hava kararmıştı.

Yer ayırttığım Villa Art Otel meğer Kafkasör yaylası yolu üzerindeymiş, toz toprak derken bir anda kendimi bir İtalyan Villasını andıran otelin avlusunda buldum.

villa-art-otel-1.jpg

Sabah uyandığım manzaraya inanamadım bir süre donakaldığımı hatırlıyorum. Yemyeşil bir dağ manzarasıyla kahvaltı edip, Şavşat’a doğru yola çıktım. Artvin Ardahan Yolu’nda yeşillikler yerini kanyonlara ve dev kayalara bırakmış, iklim değişmişti. Doğu Anadolu selamlıyordu.

Artık son hedef Şavşat Karagöl, Borçka’dakine nazaran çok ufak bir göl, inanılmaz sakin ve keyifli. Burada dinlendikten sonra Hopa’ya doğru yola koyulmuştum ki felaket bir yağmura yakalandım. Bir benzinliğe sığındım.

Yağmurun duracağı yok, böyle yola devam edersem muhtemelen Hopa’da otel odasında kurumaya çalışacağım ve odadan çıkamayacağım. Dedim Hopa’yı es geçip Trabzon’a kuzene döneyim.

Yağmur biraz dindikten sonra yola çıktım, Rize’ye kadar hafif bir yağmurla gittim. Rizeye vardığımda artık bütün olarak ıslanmıştım.

Ve asfalttaki su birikintilerini yararak ilerliyordum. Pirelli MT 60 RS Corsa’nın bu konudaki performansını çok başarılı buluyorum. Trabzona vardığımda adım atacak halim kalmamıştı. Bir gün boyunca kurumaya ve dinlenmeye çalıştım.

Ertesi gün Rize Ardeşen, Çamlıhemşin ve Ayder Yaylası, yine harika bir yol. Ayder de popüler olması sebebiyle Uzungöl ile benzer bir hava uyandırdı.

Ancak Ayder’den yukarılara tırmandıkça offroad yollar, ufak su birikintisi geçişleri… yine buraların hakkı esaslı bir enduro ile verilir dedirtti.

Rize’yi de günübirlik gezdikten sonra, Trabzon’a geri döndüm. Ertesi sabah gün aydınlanmadan yola çıktım çünkü Trabzon’dan Ankara’ya tek seferde gitmek gibi bir karar almıştım.

730km’lik bir yolu tek günde yapmak hele ki bunca yolu yaptıktan sonra ve Ducati Monster’la pek akıl karı değildi.

Ona rağmen Perşembe’ye vardığımda Bolaman Virajlarını bir kez daha yapmak için yolu uzatıp deniz kenarından gittim.

Bolaman’da dinlenip biraz fotoğraf çektikten sonra yola devam ettim. Yolun manzarası en güzel kısımlarından biriydi Bolaman.

Ardından Samsun, Merzifon, Çorum, Sungurlu, Kırıkkale’den geçerek Ankara’ya vardım. Ankara’da Teyzem’lere misafir oldum.

Burada bir gün dinlendikten sonra İstanbul’a döndüm.  3747 km’lik 13 Eylül’de başlayan yolculuk 23 Eylül 2014’te İstanbul’da son bulmuştu.

Karadeniz Turu’nun En İyileri

  1. Maçahel
  2. Bolaman
  3. Şavşat Karagöl
  4. Çamlıhemşin
  5. Gideros
  6. Borçka – Artvin arasındaki yol

Bu rota çok yol üzeri olmuş biraz da enduro yapıp yaylalara çıkmak lazım diyenler için.

gezgin endurocu3.jpg

Gezgin Endurocu (Erman): Yamaha WR250R’la Doğu Karadeniz Yayla’larının altını üstüne getirdi. Böyle bir seçenekle oraya gidecek olanlar muhakkak yazdıklarını takip etsin. Uğradığı yaylalar ve birkaç fotoğraf ekleyelim.

gezgin endurocu.jpg

Sal, Pokut, Palovit, Amlakit, Çat-İkizdere Geçidi, Elevit, Trovit, Palakcur, Ceymakcur, Yukarı Kavrun ve Göller Bölgesi merak ettiklerim, bir gün bu yollara uygun bir motosiklet edinip muhakkak gerçekleştirmek istiyorum. Tabi bir de Of-Bayburt D915 yolu var listemde.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s