Transfagaraşan ve Transalpina Yolunda

Ducati Hypermotard ve Multistrada ile birlikte 2-17 Temmuz 2016 tarihleri arasında Yunanistan, Makedonya, Kosova, Karadağ, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan’dan geçerek 5283 Km’lik yolu tamamladık. Trans Alpina ve Transfagaraşan geçitlerinde virajın keyfini çıkardık.
01
1. Gün: Alexandroupoli – Komotini
1 Temmuz’da Edirne’de kaldık, ertesi gün Pazarkule’den Yunanistan’a geçtik. (İpsala’ya göre daha küçük bir sınır kapısı viraj ve motosiklet için yolu özellikle oradan başlattık.) Metaxades, Mikro Dereio, Mega Dereio’dan geçip Alexandroupoli’ye (Dedeağaç’a) ulaştık Sınırı geçer geçmez, viraja doyuyorsunuz, asfalt harika. Yunanistan’da yol tavsiyemizi Devrim Sirmen ve Fuat Domaniç’ten aldık ve memnun kaldık.
02
Alexandroupoli’ye vardıktan sonra Deniz kenarında Milos Restoran’da yemeğimizi yedik (Kalamar dolması ve Retini beyaz şarap başarılı) Makri plajlarında denize girdik. Hafif bir yorgunluk atıp güneşlendikten sonra belki de gezinin en güzel yollarından biri olan Kirki’yi yaparak Komotini’ye doğru sürdük. Otelimize yerleştik, Komotini (Gümülcine)’de Kapsouli Restoran’da yemek yiyip (güzel mezeler ve rakının ikizi Barba Yani ile Et söyleyebilirsiniz.) kısa bir şehir turu yaptık, şirin ve huzurlu bir yer. Edirne’de kalıp sabah dinlenmiş bir şekilde virajlara başladığımı için keyifli geldi, Komotini yerine Alexandroupoli’de de kalınabilir orası daha canlı ve turistik bir şehir.
2. Gün : Xanthi – Ano Karyofyto
03
Komotini çıkışında düz bir yoldan otobana girmeden Nestos gölü kenarından geçerek Xanthi’ye geçtik, buradan Kavala’ya da uğranabilirdi ama akşam yapacağımız virajları düşünerek vakit kaybetmeyelim dedik. Bir dahaki gelişimizde Thassos’a giderken Kavala’dan geçeceğiz diye düşünüp, Xanthi’de Biker Cafe’de mola verdikten ve bazı yol tavsiyeleri aldıktan sonra Galani’den dağa tırmanmaya başladık. Sonrasında yol daraldı, bitkiler asfaltı sarmaya başladı gitgide uçurumlar, bulutlar artmaya başladı, hızımızı düşürdük ve otantik ortamın tadını çıkarmaya başladık. Yağmur başlayıp hızlanınca bir otobüs durağında mola verdik. Öğleden sonra Ano Karyofyto’da Karyon Apartments’ta müstakil evlerin günlük kiralandığı bir tesiste kaldık, vakit kaybetmeden yemek için köy meydanındaki lokantaya gittiğimizde Moto Club Kormorani üyelerinin bizi masalarına davet etmesiyle daha Yunanistan’da ikinci günümüzden evimizde gibiydik. Harika mezeler ve güzel bir et ile akşamüstü sürüşü için kendimize geldik. İlk günün keyifli başlangıcını bir anda Ano Karyofyto daha da yükseklere taşıdı, dağda çok farklı viraj ve asfalt tipleri var zaman zaman keçi, koyun, at sürüleri karşınıza çıkabiliyor her an tetikte gitmekte fayda var ama farklı sürüş tiplerine uygun virajlar mevcut biz yine hayran kaldık. Selanik veya Halkidiki’ye giderken yolda bu kadar vakit kaybedilir mi diye düşünmeyin,  Devrim Sirmen tavsiyesi olan harika Kuzey Yunanistan virajları muhakkak yapılmalı.
3. Gün : Drama – Serres – Stavros
Sabah Ano Karyofyto’da kahvaltının ardından Drama’ya hafif virajlarla ulaştık, soğuk kahve molası ile Serres’e doğru yola devam ederken hatları biraz karıştırmam sebebiyle Serres’in kuzeyindeki güzel virajlar öncesi 10-15 km’lik kısa bir offroad yapma imkanımız oldu, yol kayalık kıvama gelmeseydi devam edecektik. Turu bitirebilmek adına risk almadık ve asfalta geri döndük. Serres’te öğle yemeği için Ellinon Gefsis’te durduk dinlendik, birayla serinleyip, hormonsuz güzel bir tavuk şiş (souvlaki) yedik. Şehre girmedik. Serres’teki pist için buraya bir daha gelinebilir. Stavros’a ilerlerken sıcaktan bunaldığımızda imdadımıza güzel bir yağmur yetişti, serinledik mola verdik. Stavros ufacık bir yermiş, kaldığımız yer denize çok yakındı direk denize atlayıp, oradan kendimizi ahtapot ızgara ve mavi barbayani bıraktık. Kaldığımız Fani Luxury Apartments Stavros bir hayli güzeldi ancak Halkidiki’de çok daha güzel yerler bulunabilir. Stavros biraz 1990’ların Alanyası Manavgatı kıvamında. Denizi Antalya Konyaaltı’na benziyor.
04
4. Gün Drama – Arnea – Pyrgadikia – Sarti
Stavros’tan çıktık ve Olimpiada’ya kadar sahilden sürdükten sonra Varvara’ya doğru tırmanmaya başladık ki bu yol harikaydı, serin ağaçlarla kaplı güzel asfaltlı virajlar tam yola çıkış amacımız.
IMG_8931
Arnea, Halkidiki
Buradan Taxiarchis’e doğru yol alırken Arnea’da durduk. Arnea’nın dokusu Osmanlı Köyleri’ne çok benziyor diye düşünürken, 1880 yılına kadar burda ciddi bir müslüman nüfusunun yaşadığı bilgisine rastladım, 1924’ün ardından mübadele ile günümüz Türkiye topraklarında yaşayan Rumların buraya getirildiğini okudum. 200’e yakın köy evinin bir çoğu yaşayanlar tarafından restore edilmiş, Yunanistan’ın bal tüketiminin %65’ini ise bu köy karşılıyormuş. Örneğin Stavros yerine burada kalınabilir, dağ yollarında hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkan Arnea, adeta bütün yolu burası için yapmışız gibi bir his uyandırıyor. Bir mola verip, türk-grek kahvemizi içip lokum yedikten sonra yola devam. Halkidiki Virajlarının örümcek ağının merkezi Taxiarchis köyüne kadar muazzam virajlarla doyduk. Köye girip bir türlü çıkamayınca bir de yağmura yakalandık ve pes ettik. (Burada navigasyonunuza köy merkezini girmezseniz rahat edersiniz.) Sarti’ye gitmeden önce Xanthi Biker Cafe’de bize tavsiye ettikleri, Pyrgadikia bize harika geldi, balık yemeyi özlemişiz, mücver, kızarmış beyaz peynir derken bir hayli dinlendik, Taxiarchis’te kaybolmanın stresini atıp yola devam ettik.
IMG_8969
Pyrgadikia, Halkidiki
Halkidiki’de Sithonia yarımadasında Vourvourou’da mı yoksa Neos Marmaras’ta mı kalsak diye düşünürken Sarti’nin bir kaç fotoğrafını gördükten sonra orada rezervasyon yapmıştık, uzun bir sahil şeridi var, ulaşır ulaşmaz kendimizi denize attık çünkü kaldığımız ILIADIS HOUSE adındaki otel biraz öğretmen evi kıvamındaydı. Athos Dağı’na karşı yüzüp günün son güneş ışıklarıyla kurumanın keyfi yorgunluğumuzu aldı. Sarti’deki mekanlar ve sokaklar bir hayli plastik turizm kokuyor. bir kaç güzel mekan dışında çöp. Vourvourou’yu ıskalamayıp orada kalabilirmişiz, fotoğraflarını sonradan görünce biraz pişman olduk açıkçası siz siz olun Sarti yerine ya Vourvourou’da kalın ya da yola devam edin Sithonia yarım adasının ucu olan Porto Koufo’da kalın.
5. Gün Porto Koufo – Neos Marmaras – Thessaloniki
Sarti’den erkenden çıkıp yola koyulduk, tatil bölgesi olduğundan gündüzleri yollar bir hayli tenha ilk durak olarak Porto Koufo’ya girdik. Burası bir kez daha kalmak için veya kamp için gelinecek yerlerden, Yunanistan’ın en büyük doğal limanlarında, bir hayli sakin. Selanik’e doğru, Nikiti’ye yaklaşırken Afios Ioannis Beach’te spontan olarak durduk. Yol boyunca girdiğimiz en güzel denizdi.

IMG_9028

Afios Ioannis Beach – Nikiti, Halkidiki
Selanik’te öncelikle İhsan’ın ön farının ampülü patlamıştı onu değiştirdik. Bir hayli motosiklet servisi ve satış showroom’u var. Bike Therapy’e işimizi hallettikten sonra, şehrin merkezinde olan Tourist Hotel’e geçtik. Akşama Ducati Hellas ile bir buluşma ayarladık. Selanik tek kelimeyle muhteşem, İzmir’i andırıyor, İzmirliler alınmasın benim İzmir’den daha çok hoşuma gitti, geçmişle olan bağını koparmamış şehir. Ducati Hellas North’tan Dimos ve diğer arkadaşlar bizi Otel’in önünden alarak, Selanik’te motosikletle bir tur yaptıktan sonra, mezelerle donatılmış bir masada saatlerce sohbet ettik. Kendimizi evimizde hissettik, Selanik gezinin unutulmazlarından tekrar tekrar gitmeyi diliyorum.

IMG_9104

Ducati Hellas North ile birlikte – Selanik
6. Gün Ohrid Gölü
Selanik’ten çıkmadan Probike Thalassoudi Ducati Servisi’ne uğradık. Hyper’da APS ile ilgili bir problemimiz vardı bunu yazılımı resetleyerek çözdük. Yolda bir daha aklıma takılmadı. Gerek akşam sohbetiyle gerekse serviste bize yardımlarıyla Kris Christos‘a özel teşekkür 🙂
IMG_9131
Pro Bike’da yazılım güncellemesi – Selanik
Makedonya’ya doğru yola koyulduk. Yunanistan’dan çok farklı bir atmosfer bizi karşıladı, Ohrid’e giden yol güzel yemyeşil, asfalt kalitesi Yunandan sonra tartışılır, yol çalışmaları da cabası. Ohrid ismi aklımda çok yer etmişti ve beklentim çok yüksekti bu sebeple, manzara dışında atmosfer beklentimin altında, ama gittiğime değdi. Balkan turunuz için bir şekilde Kuzey’e doğru sürmek durumundasınız. Buradan geçmek mantıklı, ancak Selanik’ten Yunanistan’ın güneyine de inilebilirmiş.Ohrid’in çarşısında çok Türkçe konuşana rastladık. Ohri Gölünün 2-3 milyon yıl önce oluştuğunu okudum, denizden farkı yok, berrak ve pek çok canlı türünü barındırıyor. Ayrıca Ohrid dünyanın en eski yerleşim yerlerinin arasında. Pek çok kilisenin yanında, taş mimarisinin farklı örneklerini de görebilirsiniz. Ohrid gölü Slavlar için kutsal kabul edilirmiş ve Kril alfabesinin doğduğu yermiş. Belvica diye bir göl balığı methediliyor. Motosiklet seyahatine çok uygun bir şehir mi bilemedim ama önceden biraz araştırılıp gidilirse keyif alınabilir.
IMG_9144
Ohrid Gölü – Makedonya
7. Gün Kosova – Podgorica
05
Ohrid’de otelimizde erken uyanıp yolu hesaplarken, Arnavutluk’tan gitmek içime sinmedi, Karadağ’ın kuzeydoğusunda kalan virajları yapmak istiyordum. Ayrıca Arnavutluk’taki trafik ve sürücülerden uzak durun uyarısı almıştık. İhsan’la kafamdaki yolu konuştuktan sonra planımızı değiştirdik. Ohrid Gölünün kuzeyine dağların arasından çıkıp Kosova üzerinden Karadağ’a geçmeye karar verdik. Öğlen yemeği molamızı Manrovo Gölü kenarında verdiğimizde henüz Makedonya’dan çıkamamıştık. Kosova sınırına kadar birkaç Makedon şehrinden geçtik, trafiğe girdik, terledik, yorulduk. Kosova’da sınırda işlerimiz biraz uzadı. Bu ülkede Yeşil kart araç sigortası geçersiz, Kosova’ya özel trafik sigortasını yaptırmanız gerekiyor, sınır geçişinde zaman kaybettiriyor, bedeli 10 euro, Prizren’e girerken bir polis durdurdu belgelerimize baktı.
IMG_9196
Şar Dağları – Kosova
Kosova’ya girdiğimiz andan itibaren her yer yemyeşil. Daha önce adını dahi duymadığım, Şar Dağları’nın bir ucundan dolanıp (TransAlpina kadar güzel bir manzarası ve hiç fena sayılmayacak viraj kalitesiyle) Prizren’e kadar sürdük.Doğa bitip şehirler ve kasabalar başladığında ortalama hızınızı bir hayli düşürmek zorunda kalıyorsunuz, yollar bir gidiş bir geliş, araçlar çok yavaş kullanıyor ve sinyalsiz anında sağa sola sapabiliyorlar. Kosova’dan geçerken acıyı atmosferde hissediyorsunuz, Miloseviç’ten, dünya politikasından nasibini almış, pek çok noktada Arnavutluk şehitlikleri dikkati çekiyor, Sırp ordusunun araçları ile de yolda karşılaşıp şaşırdık.Sürmekten o kadar yorulduk ki, artık bir mola da Karadağ sınırına doğru veriyoruz. Sınıra giderken bizi bol hairpin’li güzel virajlı Kosova’yı yukardan görebileceğimiz harika bir dağ yolu karşılıyor. Karadağ sınırına geldiğimizde hava kararmaya başlamış ve serinlemişti. Rotanın belkide en güzel yollarında sürdük keyifle ama keyfimiz 30-40 dakika sonra kabusa dönüştü, hava soğudu ortalık zifiri karanlık, Podgorica’da otel rezervasyonumuz ve sözleştiğimiz arkadaşlarımız olması sebebiyle inatla sürmeye devam ettik. Pek çok ulusal parkın sadece tabelasını okuyabildik, harika asfalt kalitesinde manzarayı göremeden dağların arasından uzun bir süre motor sürdük, bir hayli de stresli oldu ve yol bitmedi. Karadağ sınırdan itibaren muhteşem bir yer ancak güne oradan başlamak gerekiyor. En zor günümüz de böylelikle son buldu, en yıprandığımız günlerden birisiydi. Yol boyunca rezervasyonlarımızı önceden yapmış olmamız bizi bir eksende tuttu ancak yol planını değiştirip 550 km’lik virajlı bir yolu tek günde yapmaya çalışmak başlı başına bir hataydı. Bu tür rotalarda kişisel düşüncem günlük maximum 300 km menzil olması yönünde. Bizim bir günde yaptığımız yol ikiye bölünürse çok mantıklı olabilir, rezervsyonumuzu yakıp bunu yapsak Karadağ virajlarından çok keyif alacaktık.
8. Gün Kotor – Dubrovnik
Bir önceki günün yorgunluğunu henüz üzerimizden atamamıştık. Bu sebeple yolu fazla uzatmadık Budva’yı pas geçip, Cetinje üzerinden bol virajlı Kotor’a vardık.
Processed with VSCO with m3 preset
Kotor – Karadağ
Dağların arasından indiğimiz deniz kenarındaki atmosfer o kadar etkileyiciydi ki denize girip keyfini çıkardık, ardından yola koyulup Dalmaçya kıyılarında pek çok tatil beldesinden geçerek Dubrovnik’e ulaştık, harika kalite bir asfalt ancak Cumartesi olması sebebiyle biraz fazla araç vardı. Hafta içi ve turizm mevsimi dışında motosiklet kullanmak için çok keyifli olabilir bu yollar deniz kenarında harika bir manzarada viraj yapmak çok keyifli. Dubrovnik adına hiç bir beklentim yoktu, hatta Kotor’dan fazlasıyla etkilenmiştim. Hep Cruise gemileriyle gidildiğinden hiç bizlik bir yer değil keşke yol rotasına koymasaydık diye bile düşünmüştüm. Cumartesi akşamı olması sebebiyle şehir inanılmaz canlıydı, şehir meydanında klasik müzik konseri de ayrı bir atmosfer sağlamıştı. Şehir merkezinin yapısının korunması ve bozulmaması için alınan mimari önlemler bazı sokaklarda zaman mefhumunu ortadan kaldırıp sizi bir anda eski çağlara götürebiliyor.Dubrovnik’in popülerliğinde Game of Thrones’un bazı bölümlerinin çekimlerinin de burada yapılmasının etkisi var.
IMG_9264.JPG
Dubrovnik – Hırvatistan
Şehirden 4 km uzaklıkta, Dubrovnik eski şehir merkeznin bulunduğu yarımada’da Lapad diye bir kısımda kaldık ki burası da bir hayli turistikti. Ufak da olsa bir Park Suma Velika i Mala Petka doğal parkı var içinde bisiklet sürülebilir yürüyüş yapılabilir. Plaza Lapad’ın bulunduğu yer tam olarak Lapad’ın denize girilebilecek koyunun olduğu yer burada da keyifle denize girilebilir. Biz Hotel Sumratin’de kaldık, sakin bir muhit motosikletler için kendi otoparkı olması bizim için önemli olandı. O Bölgede pek çok otel var, Dubrovnik şehir merkezinde kalınmayacaksa tercih edilebilir. Ayrıca bu muhitte scooter kiralayanlar da oldukça yaygın.
IMG_9289
9. Gün Mostar – Sarajevo
Dubrovnik rotamızdaki en batı uçtu ve yolun devamında kuzeye çıksak da doğuya dönüş başladı. Dubrovnikten çıktıktan sonra yine dalmaçya kıyılarından gidilen yol harika bir manzaraya ve asfalta sahip, pazar günü olması sebebiyle pek çok motorla da karşılaştık. Dubrovnikten çıktıktan sonra kuzey batıya doğru 60 km devam ettiğinizde Hırvatistan sınırından çıkış yapıyorsunuz, Neum diye bir yazlık belde var ordan devam ederseniz tekrar Hırvatistan’a giriş yapıp, Split’e doğru sürebilirsiniz.
Processed with VSCO with g3 preset
O yolda da aklımız kaldı hatta Hırvatistan’ın doğal güzelliklerini çok duymuştum, oradan Slovenya’ya devam edilebilir, çok iyi motosiklet rotalarının olabileceğini tahmin ediyorum. Biz Bosna Hersek toprağındaydık google maps’e göre ama araç plakalarındaki BIH ibaresi dışında Bosna’da olduğumuza bizi inandıracak pek fazla bir şey yoktu, Hırvat mezarlıkları, şehitlikleri, kiliseleri, köyleri devam ediyordu ancak azalmaya başladı yol kalitesi düşmeye başladı, denizden uzaklaştıkça sıcaklık yoruyordu.
Processed with VSCO with m3 preset
Mostar – Bosna Hersek
Mostar’a vardığımızda kendimizi Türkiye’de hatta Anadolu’da bir turistik bölgeye varmışız gibi hissettik, yemek servisleri biraz geç gelebiliyor ancak harika dolmaları ve köfteleri var tavsiye ederim. Çarşısının Antalya Kaleiçi’nden çok da farkı yok, bir hayli kalabalık ve inanılmaz sıcak bir havada oradaydık. Mostar’da şehrin iki yakasını birbirine bağlayan Neretva nehrinin üstündeki meşhur köprü 1993 yılında Hırvatlar tarafından yıkılmış, Sırplar katliamda yer almış ancak savaş sonrasında şehri terketmişler. 2004 yılında köprü tekrar açılmış, köprüden suya atlanır mı diye baktık gözümüz korktu ancak yemek sonrası serinlemek için köprünün altından nehre girdik, Çelik gibi bir su, baştan aşağı yenileniyorsunuz. Mostar’dan keyif almak için belki gecesini de görmek gerekir, biraz daha turistik mekanların dışından nehri izlemek gerekir.Saraybosna’ya devam ederken güzel asfaltlı harika manzaralı yemyeşil bir dağ yolundan gidiyorsunuz ama bizim şanssızlığımız bu yola Pazar günü denk gelmiş olamamızdı, yol genel olarak tek şerit gidiş-geliş bazı yokuşlarda çıkıştaki şeridi ikiliyorlar, polisler radar kurmuş bekliyor.
Her yolda olduğu gibi burası içinde hafta içi bir gün denk gelinse ve sabah erken saatler harika olabilir. İki haftalık bir turda belki de zaman baskısına aldırmadan pazar günlerini boş geçmek mantıklı olabilir, vücudun dinlenmeye ihtiyacı olabiliyor, biz bunu baştan hesaba katmadık.Saraybosna beklentimin bir hayli üstünde büyük bir şehir olarak karşımıza çıktı. Saray-ovası Balkanların Kudüsü olarak da nitelendirilebilir, Osmanlı’nın Balkanlarda kurduğu en büyük kent olduğu söyleniyor. 1992-1995 yıllarında kuşatma altında olduğunu ve 1500’ü çocuk 11500 kişinin hayatını kaybettiğini ciddi bir nüfusun göç ettiğini de not düşmek lazım. Pazar akşamı vardığımız şehirde ertesi gün katliamların yoğunlaştığı tarih olan 11 Temmuz’muş, bunu Srebrenica ile ilgili sergileri farkedince anladık. Bu şehirde tam bir kahkaha atacak oluyorsunuz, gülümsüyorsunuz bir yerde sizi acı yakalıyor, kültür de yakın olduğu için dokunuyor. Saraybosna’da şehrin içerisinde Hotel Lula’da kaldık, yol sormak için selamlaştığımız, Villa Orient’in sahibi İsmail Canlı motosikletlerimizi park edebilmemiz için otelinin avlusunu bizlere açtı, çok teşekkür ederiz. Balkan turu yaptığınızı anlayabilmeniz için muhakkak Saraybosna’ya gelmelisiniz.
IMG_9339
Milici – Bosna Hersek
10. Gün Belgrad
Belgrad’a doğru yola çıktığımızda Srebrenica katliamının yıldönümü olduğunu günün ilerleyen saatlerinde anlayacağımızı bilmeden, yolu biraz uzatıp Srebrenica’ya uğrayarak mı gitsek diye teklif sundum ancak bir daha Karadağ’daki gibi yorulmak istemiyorduk, yol boyunca çok şehitlik vardı. Yeşil yollardan giderken, zamanında savaş yaşandığı hissiyatıyla sürdüm. Sırp sınırına kadar dağlık ve yeşil bir yoldan geldik ardından göl kenarında bir yemek molası verdikten sonra Sırp sınırından geçtik, sınırdan sonrası daha fazla Sırp köy ve kasabalarının olduğu düz yollardı. Belgrad’a akşamüstü vardık, Hotel Nevksi şehrin içerisinde ve kapalı otoparkı, 4 yıldızlı konforuyla bize iyi geldi. Motorları garaja çekip, Skadarlija’dan yürümeye başladık, şehrin merkezinden geçerek Kalemegdan’a ulaştık, Nikola Tesla’nın müzesinin de bulunduğu Belgrad’da doğum günü 10 Temmuz olması sebebiyle Kalemegdan’da da elektrik akımı ile görsel şov ve akımla tekno müzik sunumu vardı. Pek çok patenti ile ilgili sergiler oluşturulmuştu. Motosikletle geldiğimiz Belgrad’a ne güzel şehirmiş diyip, turun en akılda kalan yerleri arasına alınabilir, bir daha eşle dostla sevgiliyle gelinesi bir yer Belgrad.
IMG_9358
Skadarlija – Belgrad
11.Gün Sibiu
Geç kalmadan Belgrad’dan çıkıp yola koyulduk, yolda Sırp köylerinin birinde elma bahçesinde mola verdik ağaç altında göz hakkı elmalarımızı yedik. Romanya’da ilk geçtiğimiz şehir olan Timişoara, Romanya’nın ikinci büyük şehriymiş ve bu şehir Macaristan’a oldukça yakın olması sebebiyle ciddi bir Macar azınlık yaşamaktaymış tabi biz bunlardan habersiz yola devam. Buraların yazın bir hayli sıcak olduğunun notunu düşmek gerekir. Temmuz ayı ortalaması 41 derece. Sibiu’ya giden yolda bir sürü yol çalışması vardı, Romanya’da çevre düzenlemesi ve asfalt durumunun çok iyi olduğunu söyleyemem bunun tek istisnası TransAlpina olabilir, bir de otobanları. Sibiu’yu Ducatistanbul‘dan Mert Topel tavsiye etmişti, bu sebeple şehir seçimi nokta atışı oldu. Sibiu Forbes’un Avrupa’nın en İdilik yani pastoral cennet gibi yaşanacak yerleri arasında 8. sırada yer alıyor. 2006 yılında Avrupa Kültür Başkentliği yapmış bir yer, havalimanı ve büyük otomobil markalarının showroomları sizi şehir girişinde karşılıyor. Bir de oraya gittiğimiz tarihte 12-16 Temmuz arası Redbull Romaniacs Hard Enduro Day 2016 varmış. Şansımıza şehrin motosiklet anlamında da en renkli olduğu günlerden ikisinde ordaydık.
IMG_9512
Sibiu – Romanya
TransAlpina’ya ve Transfagaraşan’a odaklandığımız için Romaniacs etkinliklerine katılmadık ama akşam yemeklerinde şehirde sürekli Husqvarna ve KTM tişörtleri olan insanlarla huzur içinde biralarımızı içip yemek yedik. Sibiu’nun barok mimarisi bir yandan film festivaline de ev sahipliği yapıyor kent meydanlarından birinde halka açık ve ücretsiz bir şekilde açık hava sinemasında film izleyebiliyorsunuz. Sibiu bize tavsiye edilmese, Transfaragaşan’a gitme fikrimiz olmasa, böyle bir yeri görme imkanım olacağını zannetmiyorum. Ve kimbilir daha görülecek ne kadar farklı ama ismini duymadığımız yer var, bu gezi de hayata karşı motivasyonumu yenilediğim noktalardan birisi de Sibiu oldu. Ertesi gün Alpina var. Bol bol google, yol videosu, Heyecan dorukta.
12. Gün TransAlpina
IMG_9519
TRANSALPINA
Bir önceki gün TransAlpina diye bir tabela görmüştük, benzini alıp oraya doğru yola koyulduk, Sebeş ve Novac arasındaki yol olda bir geçit olan Trans Alpina aslında Sebeş’ten başlıyor. Sapaktan girer girmez karşımıza muhteşem bir asfalt çıkacak diye beklediğimden köyden köye geçtikçe bu nasıl bir Transalpina diyip gerilmeye başladım. İyi planlamak gerekirse, temizinden Sebeş’e gidip oradan TransAlpina’ya başlamak en mantıklısı. Sibiu çıkıp; “Cristian” köyünden TransAlpina sapağına sapmıştık. Kötü asfalt ve at boku eşliğinde giderken yoldaki neredeyse bütün veletler el sallıyor, gülümsüyor, bazıları size gazla diyor. 30-40 dakikalık bir sürüşün ardından asfaltın kokusundan yolun uzunluğundan TransAlpina’ya hoşgeldiniz.
IMG_9468
Motor hemen spor moda alınıyor, başlıyoruz gazlamaya ama ne gazlamak hiç bitmesin der gibi. Böyle bir yol yok, hayatımda kullandığım en iyi yol TransAlpina’ydı. Tepe noktasındaki geçişlerde firkete virajlar ve muhteşem manzara mutluyuz. Tepede mola yerleri var, pişi benzeri bir şey ve domuz sosisi satan yerler var. Fazla seçenek yok Novac’a inmek vakit kaybettirebilir yanınızda sandviç götürmek mantıklı, harika manzarayla kısa bir piknik yapabilirsiniz. Yola çıkış amacımızın ne kadar doğru olduğunu görmek, özgüvenimi tazeledi. Yeni yolların hayalleri aklıma düşmeye başladı. Özetle TransAlpina’ya mutlaka gidiniz. Superbike’la daha da keyifli olabilir. Hypermotard’a yüzde yüzümü verdim, muhteşem bir zevkti.
IMG_9482
TRANSALPINA
13. Gün TransFagaraşan – Bükreş
Transfagaraşan(TF) hep bir kült olarak aklımızdaydı, bu turu planlarken de amacımız burasıydı ta ki Ducatistanbul’dan Mert Topel ile konuşana kadar. Kendisi bize “Transfagaraşan Dacia ise TransAlpina Mercedes” demişti. Yol ve asfalt kalitesi anlamında dediğinde çok haklıymış. TF’nı ilk Top Gear’ın dünyanın en iyi yolu diye görmüştük. Manzarası bir hayli epik. Evden çıkmışız günlerce viraj yapmışız, hem de hayatımızda ilk defa motorla yurtdışına çıkmışız. Kafamızdaki mental bariyerler yerle bir, işte bu duruma yakışır derecede epik ve meşhur TransFagaraşan.
Processed with VSCO with m3 preset
Transfagaraşan
Kamp yapan insanlar gördük yoldan 5-10 metre dışarda geniş yeşilliklerde, Africa Twin’le ekipmanla gelsem, sevgilimle kamp yapsam diye düşündüm. Yolda Polonya Mustang kulübüyle denk geldik, kaç beygir olursan ol yavaş yavaş çıkılıyor firkete virajlar, 7-8 aracı geçtikten sonra arayı açtık manzara için durduk derken Mustangleri de selamladık. Yolda pek çok nokta var durmak için Tünele girmeden baya kalabalık bir nokta var burada muhakkak durun en güzel fotoğraflar oradan çıkıyor biz orayı kaçırdık sonra da geriye dönmedik 🙂
IMG_9554
Çavuşesku’nun yaptırdığı yolu açmanın faturası: 4,5 yıl, 6 milyon kilo dinamit, 3.8 milyon metrekare tıraşlanan dağ, 38 can kaybı… Bu faturaya ek olarak bu yolun açılmasına günler kala Çavuşesku’nun öldüğü söyleniyor.Çavuşesku’nun yolundan onun izlerini taşıyan başkente doğru sürdük, ilk gördüğümüz otoban tabelasından daldık ve 130-140 sabit hızla başkente doğru ilerledik. Bükreş; çok kalabalık çok sıcak bir şehir. Hotel Ambassador’da kaldık şehrin merkezinde, otoparkı da arkasında, motorlar için sabah ayrıca para talep ettiler sonra üstelemediler. Alternatif bulamıyorsunuz kalabilirsiniz. Ancak böyle bir gezi de özellikle de Balkanları gördüyseniz ve turistik açıdan belli bir doygunluğa ulaştıysanız, büyük şehirleri plandan çıkarmakta fayda var. Şehir trafiği yükünüzle bir hayli yoruyor. Biz biraz dinlendikten sonra Caru’cu Bere adında bir restorana gittik, atmosfer ve yiyecekler tek kelimeyle muhteşemdi. Bükreş’e gelmemin büyük şehir yorgunluğunun pişmanlığını aldı.
14. Gün Veliko Tarnovo – Plovdiv
Bükreş’in ardından artık Türkiye’ye daha da yaklaşıyorduk, Transfagaraşan’ında bitmesiyle aklımızda yorgunluğun da getirdiği ”Tır olsa motorları verir, uçakla dönerim fikri” motivasyonumuz bir kademe düşürmeye başladı. Romanya’dan Bulgaristan’a Ruse adında çok yoğun bir sınır kapısından geçtik, Tırların oldukça yoğun olduğu demir bir köprüde ayrıca çalışma vardı. Bulgaristan’da asfalt kalitesi bir nebze daha düşüyordu, trafikte sürücüler de asfalt gibi Türkiye’ye yaklaşmaya başlıyordu. Zevksiz ve gittiğimize değmediğini düşündüğüm yolda bir anda karşımıza çıkan ve yemek molası vermeye o anda karar verdiğimiz Veliko Tarnovo meğer Bulgaristan tarihinin mihenk taşlarındanmış. Muhakkak google’layın.
IMG_9589
Biz Bulgaristan için Sofia üzerinden dönmek yerine biraz da yeşilliklerin içinde gidelim diye Plovdiv(Filibe’den) geçelim dedik. Plovdiv, Sofia’dan sonraki en büyük şehir, bir daha Balkanlardan bir yol katedecek olursak bu sefer de Sofia tercih edilebilir. Plovdiv’de yine kapalı otoparkı olan Alliance otelde kaldık, odası bir hayli genişti. Motorları bıraktıktan sonra şehir merkezine yakın olduğumuzdan yürüyerek büyük bir parkı geçtik, şehir merkezinde Cuma akşamı büyük bir ilgi gören Rap konseri vardı. Plovdiv’in şehir meydanına yürüyüp şehri dolaştıktan sonra Muradiye camisine bir girip baktık, pek çok cami korunamamış ama merkezde ahengi iyi tutturmuşlar, meydandaki havuza yakın bir yerde restoranda zar zor yer bulup oturduk, yiyecekler ve alkol için fiyat bir hayli uygun. Gel gelelim sınıra sadece 181 kilometre uzaklıkta olan Plovdiv’de ”Darbe”den haberdar olduk, zaten bir tık düşen motivasyon aklımızın da İstanbul’a gitmesinden sonra bir daha gelmedi, neyse ki yolun sonundaydık.
IMG_9607
Plovdiv (Filibe) – Bulgaristan
15. Gün Asenovgrad – Smolyan – Kardzali
06
Plovdiv’den çıkışta direk Türkiye’ye de gidilebilir elbette biz bol bol viraj yapalım diye ertesi gün Plovdiv çıkışında harika bir yol tavsiyesini Ride2World ile dünya turuna çıkacak olan çiftten Fatih Altunkaynak’tan aldık. Asenovgrad, Smolyan arasındaki yol bir hayli kaliteli ve güzel. Kayak merkezlerinin yolu olduğu için geniş virajlar ve güzel asfalt.
Türkiye’ye de bu kadar yakın güzel yolların olduğunu bilmek güzel. Kırcali müslümanların fazlaca olduğu bir kesim oraya doğru sürerken yine bolca yeşillik içinde virajlardan geçtik ancak Asenovgrad Smolyan arasını gördükten sonra hevesimiz kalmadı. Kırcali’de Friends Villa Hotel’de kaldık, son gün öncesi ilaç gibi geldi, varır varmaz kendimizi havuza attık, serinledik, akşam yemeği ardından temiz bir uyku. Ertesi gün yol anlamında anlatılacak çok da bir numarası yok en kısa şekilde eve ulaşmaya çalıştık.
Processed with VSCO with m3 preset
Kardzhali (Kırcali) – Bulgaristan
Sadece şunu söylemek istiyorum: Bütün seyahat boyunca toplamda; Edirne’den eve gelene kadar yaşadığım stresin daha fazlasını yaşamadım. İstanbul’da veya Türkiye’de motosiklet kullanmaya odaklanamıyoruz ki etrafımızdaki risklerden. Yanı başımızda motosikletler için harika yollar var. Gidiniz.
Processed with VSCO with m3 preset
Otel konaklamamıza yaklaşık 16 gece için adam başı 1300 TL gibi bir rakam ödedik. 5000 km için yaklaşık 1000 TL civarında bir yakıt harcamam oldu. Yeme içme ve yoldaki diğer giderlerin toplamı 1700 TL civarındaydı. (Vize, Araç ve Seyahat Sigortaları dahil.) 4.000 TL’ye turu tamamladım. (Daha ucuza mal edilebilir mi elbette bizimki konforlu ancak savruk olmayan bir turdu.) Tabi bu rakamlara motosikletin yola hazır olması adına yapılan işlemler dahil değil. Bunlar da göz önünde bulundurulursa, gelecekteki rotalar için kiralama yöntemi gündeme gelebilir. Ancak kamp yaparak, daha büyük depoyla, daha uzun yollara çıkılacaksa, alıştığınız bildiğiniz motorla çıkmak da avantaj. Motosiklette tutku olmazsa olmaz diyorsanız, hesaplamaları kiralamaları bir kenara bırakın.
Balkan Turu Top 10:
1- TransAlpina
2- Dubrovnik
3- Transfagaraşan
4- Selanik
5- Belgrad
6- Sibiu
7- Halkidiki (Pyrgadikia, Porto Koufo, Arnea, Nikiti)
8- Ano Karyofyto Dağ yolları
9- Yunan yemekleri (mezeler, kalamar ve ahtapot)
10-Asenovgrad-Smolyan Yolu
Gün gün özetlemeye çalıştım, GoPro ile çekimler yaptık oradan da keyifli birşey çıkabilir. 2016 yılı için kendime hedef koyduğum Balkan turunu gerçekleştirdiğim için çok mutluyum, manevi olarak gerçekleştirmemde katkısı olanlara teşekkür ederim.
Reklamlar

Transfagaraşan ve Transalpina Yolunda” üzerine 5 yorum

  1. Harika bir yazı! Bu yaz 3 arkadaş biz de bu rotayı yapmayı düşünüyoruz. Kamp yerleri hakkında ayrıntılı bilgi verebilir misiniz?

    Beğen

    1. Biz hep otellerde kalmayı tercih etmiştik, ben az eşya taşıma kapasitesine sahip bir şekilde yol aldım. Motorumla.net’ten Alp baya bir kamp yaparak yol aldı. Onu tavsiye ederim.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s